Martı Gübresi
Mayıs 8, 2011
“Kalkıp başka bir odaya geçiyoruz. Tab Jones orada. Şarkı söylüyor. Gömleğinin üst düğmeleri açık, kıllı göğsü görünüyor. Kılları terlemiş. Terli kılların üstüne gümüş büyük bir haç takmış. Ağzı, açılmış bir hamurun ortasında oluşan korkunç bir deliği andırıyor. Daracık bir pantolon giymiş, üstüne de bir dildo kuşanmış. Taşaklarını sıvazlayarak, kadınlara yapabileceği müthiş şeylere dair bir şarkı söylüyor. Gerçekten kötü söylüyor, korkunç demek istiyorum. Hep kadınlara neler yapabileceğine dair, ama sahtekarın teki o, aslında dilini bir erkeğin kıç deliğine sokmak istiyor. Onu dinlerken kusacak gibi oluyorum. İyi de para ödemişiz girmek için. Kabus izlemek için para ödemişsen tam bir ahmaksın. Kim bu Tab Jones? Dildo kuşanıp taşaklarını sıvazlasın, gümüş haçı parıldasın diye binlerce dolar veriyorlar bu adama. İyi insanlar sokaklarda açlıktan ölüyor ve bu GERİ ZEKALIYA, TAPIYORLAR! Kadınlar çığlık atıyorlar. Onun gerçek olduğunu sanıyorlar. Rüyalarında bok yalayan karton adam. “Jon” diyorum, “lütfen çıkalım, aklım benden kaçıyor, hakarete uğradım ve kucağıma kusmak üzereyim!” “Bekle,” diyor, “belki düzelir herif.” Düzelmiyor, giderek daha iğrenç bir hal alıyor, sesi yükseliyor, gömleği biraz daha açılıyor, göbek deliği görünüyor. Yanımda oturan kadın inleyip elini donundan içeri sokuyor. “Madam,” diye soruyorum, “bir şey mi kaybettiniz?” Adamın göbek deliği ölü bir gözü çağrıştırıyor, kirli. Kuşlar bile oraya pislemeye tenezzül etmez. Sonra bu Tab Jones dönüp kıçını gösteriyor bize. Canım çektiği zaman kıç görebilirim, nerde istersem, ama öyle bir isteğim yok, burda şişman, yumuşak, çirkin bir kıç görmek için PARA ödemem gerekiyor. Kötü zamanların oldu biliyor musun, polis tarafından dövüldüm mesela, nedensiz. Bir hiç için. O zaman bile bu iğrenç kıça bakarken hissettiğim kadar kötü hissetmedim kendimi. “Jon” dedim, “gidelim, yoksa ömrüm tükenecek.”
**
Jon, “Böylece rulet masasına döndük,” dedi.
“Evet,” dedi François, “beş bin dolar öndeyim ve ölü bir dildonun şarkı söylemesini izlemeye gittik.” Konsantrasyonum bozulmuştu. Kim bu Tab Jones? Ondan üstün adamların martı gübresi topladıklarını gördüm. Nerdeyim! Çark dönüyor ve yabancılaşmışım. Tarantula fıçısına atılmış bir bebekten farkım yok. Nedir bu sayılar? Bu renkler ne? Minik beyaz top sıçrıyor ve kalbime gömüyor kendini, içerden kemiriyor. Hiç şansım yok. Konsantrasyonum bozulmuş. Kafamın içinde dildolar resmi geçit yaparken geri zekalılar alkışlıyor. Başım dönüyor. Bir avuç fiş alıp ileri atılıyorum. Kafatasım bir tabutun içine girmiş sanki. Kim bu Tab Jones? Kaybediyorum. Nerede olduğumu bilmiyorum. Konsantrasyonun bozulup, düşmeye başladın mı, geriye dönüş yoktur. Hiç şansımın kalmadığını idrak edince fişleri rasgele yerleştirmeye başladım. Bedenim ve beynim düşmanımın eline geçmişti sanki, bütün yanlış hamleleri yaptım. Sonum gelmişti. Neden? ÇÜNKÜ TAB JONES’U GÖRMEMİZ GEREKMİŞTİ.”
Charles Bukowski, Hollywood
Yapı Kredi Yayınları, 2.Basım, Çv. Avi Pardo, sf.17-18
