“Ebediyatın Temel Sözleşmesi”
Mart 29, 2011
“Bener’in mimetrik dürtüyü – “doğal” ve “gerçek” olana öykünme eğilimini- hiçbir zaman tümüyle yadsımadığını öne sürdüm. Dost’un başındaki taş benzeri, doğa benzeri öykülerin kaynağı da bu dürtüdür. Ama en başından beri bölünmüş ve kendine oranla sahteleşmiş bir “doğa” da var, bölünme ve sahteleşmeyle başlayan bir doğa: Bu metinlerin yazarının “iç doğa”sı. Yalan söyleyememek, sahtekârlık yapamamak, bu sahteleşmeye sadık kalmayı getiriyordu Bener’de. (‘Yapma böyle ağa!’ dedi. ‘Neyi?’) Mimetrik dürtü, Adorno’nun hep vurguladığı gibi, konstrüksiyon ilkesiyle bağıntısız değildir: Yapıtın parçalarının ve öğelerinin de, son kertede, bütünleyici fikre bağlı kalması, onu taklit etmesi gerekir. Eğer işin bütünü (‘kurmaca’) yapılmış bir şeyse, yapaysa, sahteyse, üstelik onu başlatan işlemin de kökensel bir sahtelik olduğu biliniyorsa ve bu bilgi yapıtın kurucu ilkesiyse, o zaman işin parçacıklarının da (bütün bir ‘etlendirmeler’ dizisi; başlangıç, düğüm, gelişme, çözüm vb.) doğallık ya da gerçeğimsilik kazanmasına karşı çıkan bir dürtü var demektir. Bener’in yazıcısı, edebiyatın şu en eski, en temel sözleşmesine uymakta zorluk çekiyordur: Bir öyküyü hayalî ya da kurmaca olduğunu bile bile gerçekmiş gibi anlatmak ve bunu bile bile ona inanmak, izlemek. Mimetrik dürtü ve konstrüksiyon ilkesi, Bener’de kendi sonlarını da getirmek için çalışır gibidir.” (Orhan Koçak)
Vüs’at O. Bener “Bir Tuhaf Yalvaç”
Norgunk Yayıncılık, 1.Basım, İstanbul 2004, sf.27-28
