don giovanni’nin son perdesindeyiz
Kasım 11, 2008
Tüm Avrupa’da ünlenmiş bir tarih felsefecisi ve sanat eleştirmeni üniversitede bir konuşma yapacaktı. Hiç de istekli olmamasına karşın Bozkırkurdunu benimle gelmeye razı edebildim. Gittik, yan yana oturduk. Konuşmacı kürsüye çıktığında, neredeyse insanüstü bir varlık bekleyen dinleyicilerden çoğunu hafif kendini beğenmiş, züppe havasıyla düş kırıklığına uğrattı. Söze, bu kadar çok kişinin kendisini dinlemeye geldiği için duyduğu kıvancı dile getirip dinleyicileri bir güzel pohpohlamakla başlayınca, Bozkırkurdu bir an için bana baktı. Bir bakış ki, kitaplar dolusu yazıya bedel, unutulmaz ve ürkütücü. Konuşmacıyı eleştirmekle ve bu ünlü ama hem eziciliği hem de yumuşak alaycılığıyla hiçe indirgemekle de kalmıyordu. Alaydan da öteydi bu; sınırsız bir acıyla, artık Bozkırkurdunun benliğine işlemiş bir umarsızlığı ve kendi yazgısına olan inancını yansıtıyordu. Hayır, bu bakış umarsız berraklığıyla yalnızca konuşmacının gerçek yüzünü çırılçıplak ortaya serip o an’ı dinleyicilerin boş umutlarını ve konunun gös- termelik sunuluşunu alaya almakla ve vurgulamakla kalmıyordu, hayır, Bozkır- kurdunun bakışı insanlığın tüm geçmişini, tüm yapmacıklığını, tüm göste- rişçiliğini tüm didinmelerinin boşunalığını, sahte, sığ bir beynin tüm yüz- eysel oyunlarını delip geçiyordu sanki- ah, ne yazık ki daha da derine işleyen bir bakıştı bu, çağımızın, düşünce zenginliğimizin, kültürümüzün eksiklerini, umutsuz- luklarını vurgulamanın da ötesine giden bir bakış. İnsanlığı can evinden vuru- yordu. Birkaç saniye içinde, insan yaşamının anlamını ve değerini bilen bir düşü- nürün içinde boğulduğu açmazı dile getiriyordu. Sanki ‘bak’, diyordu, ‘bizim ne denli maymuna yakın yaratıklar olduğumuzu anla!. Ve o anda, tüm bilgi, tüm zeka, ruhun ulaşabildiği her şey, yüceliğe doğru atılan her adım ve ileriye dönük diye tanımlanan her değer dağılıp tuzla buz oldu, maymuna özgü bir şaklabanlığa dönüştü.
”insanların çoğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemezler. Ne komik değil mi? Tabii ki yüzmek istemezler. Onlar toprakta yaşamak için doğdular, suda değil. Ve elbette düşünmezler de. Onlar yaşamak için yaratıldılar, düşünmek için değil. Düşünen, daha doğrusu düşünmeyi kendisine iş edinen biri, bu konuda gerçi çok yol kateder ama aslında yaptığı toprakla suyu birbirine karıştırmaktan başka bir şey değildir, sonunda boğulur gider.”
Hermann Hesse, Bozkırkurdu
Roman, Afa Yayınları
